Nihat ise, iri bir yumurtayı andıran kafası, Edebiyat kitapları geniş alnının hemen altında
insana kederle bakan kara gözleri, kısa boyu, çelimsiz bedeniyle ikimizden de
çok farklıydı. Yine de tuhaf bir şekilde ikimize de benzerdi. Belki benzemezdi
de, kimi davranışlarımızı taklit ederek bizim gibi olmaya çalışırdı.
Bana gelince, uzun boyum, online kitap sipariş iri bedenim, yeşil mi, gri mi çoğu zaman benim
bile ayırt edemediğim, ilgi çekmeyen açık renk gözlerim, şimdi iyice
seyrekleşen, ince telli, kumral saçlarım, her zaman temiz, kırışıksız olmasına
özen gösterdiğim giysilerim, kurallara harfiyen uyan davranışlarımla sıradan
öğrencilerden biriydim. Tıpkı özenli giysilerim gibi, ağırbaşlılığım da o
yıllardan bu yana taşıdığım bir özelliktir.
Bu yüzden hep olduğumdan daha yaşlı
görünürüm...
Kişiliklerimiz diyordum; evet, okulun hazırlık sınıfında başlayıp yıllarca
süren sağlam kitap sipariş dostluğumuzun altında yatan asıl neden buydu galiba. Oldukça farklı
olan kişiliklerimiz, yan yana geldiğimizde tamamlanıyor, bizi birbirimize çeken
tuhaf bir ruhsal üçgen ortaya çıkıyordu... Ruhsal üçgen mi dedim? Kenan duysa,
önce şaşırır, sonra bu üçgene esrarengiz anlamlar yüklemeye kalkışırdı.
Şaka bir yana Kenan başından beri metafizik konulara ikimizden daha çok ilgi
gösterirdi. Benim merakım polisiye romanlardı; Sherlock Holmes'un maceralarına,
Arsene Lupin'in hırsızlıklarına, eğitim kitapları Hercule Poirot'nun karmaşık cinayetleri kolayca
çözmesine bayılırdım; hâlâ da bayılırım. Evimdeki kütüphane polisiye romanlarla
doludur. Oysa Kenan okulumuzun yaşlı kütüphanesinden hep korku romanlarını,
hayalet, cadı, büyücülük konularını anlatan hikâyeleri seçerdi.
Okumakla kalsa
iyi, bu romanların tahrik ettiği hayal gücünü çalıştırarak, kahramanları
üçümüzden oluşan ve Beyoğlu'nun yüzlerce yıllık binalarında yaşanan korku
öyküleri anlatırdı. Beş yüz küsur yıldır bu yerde bulunan okulun bahçesine, çocuk kitapları ıssızlığın kesif bir sis gibi çöktüğü uzun kış gecelerinde, yatakhanenin ışıklan
sönüp el ayak çekilince tarihî lise binamızın alt katlarında, loş koridorlarında
vampirlerin, cadıların, cinlerin dolaştığını, geceyarıları duyduğumuz
gürültülerin denizden esen rüzgârların öfkesi olmayıp, gece yaratıklarının kavga
ederken çıkardıkları sesler olduğunu söylerdi. Zamanla tuhaf meraklarından
kurtuldu Kenan, ama bu kez de başka takıntılar edindi kendine.
Bana sorarsanız, Kenan'ın bu konulara kafayı takmasının altında yatan neden,
gerçek sorunlarının olmayışıydı. Evet, onun parasızlık, hastalık, mutsuzluk,
başarısızlık gibi gerçek sorunları olmamıştı hiçbir zaman.
Kalın kaşları daima
çatıkmış gibi duran, bu yüzden adı aksi adama çıkan, ama altın gibi yüreği olan
bir babası vardı. Nur içinde yatsın, Müjdat Amca sadece Kenan'a değil, bize
karşı da sevecendi. Ne zaman yan yana gelsek, sanki yetişkin insanlarmışız gibi
halimizi hatırımızı sorar, oğluna olduğu gibi bize de arkadaşça davranırdı.
Hiç kuşkusuz Kenan'ın en büyük şansı annesi Neyire Hanım'dı. Kenan'a her
sarıldığında, ki arkadaşımız annesinin bunu bizim yanımızda yapmasından nefret
ederdi onun yerinde olmak için neler vermezdim. Dalgalı kızıl saçlarının bukle
bukle çevrelediği oval yüzüne tuhaf bir yumuşaklık veren, iri, ela gözleri,
tombul, beyaz parmakları vardı. O parmakların dokunduğu her nesneye; Kenan'ın
kıvırcık saçlarına, kahve fincanının kulpuna, masadaki dantel örtüye, özellikle
de benim daha o yaşlarda bile bir ayı pençesi gibi iri ellerime neşe kattığını,
dokunduklarını mutlu kıldığını düşünürdüm.