Yazgıya inanmam, ama olaylar bu düşüncemin yanlışlığını kanıtlamak
istercesine ardı ardına sıralanmaya başladığında, bunları kurgulayan edebiyat kitapları biri mi
var, diye endişelenmekten de kendimi alamam.
Geçtiğimiz güz de böyle olmuştu. Asla bir araya gelemeyecek kişiler
buluşmuş, hiç ilgisi olmayan olaylar birbirine bağlanmış, konular iç içe geçmiş;
böylece biz üç eski kafadar, Beyoğlu'nun o kederli sonbahar günlerinde tuhaf bir
serüvenin sert rüzgârıyla savrulurken bulmuştuk kendimizi.
Üç kafadar derken, bendeniz Selim, arkadaşlarım Kenan ve Nihat'ı
kastediyorum.
Yan yana dizilmiş üç erkek ismini görüp, arkadaş olduğumuzu da
öğrenince, üstelik serüven lafını da okuyunca sakın aklınıza genç insanlar eğitim kitapları gelmesin. Gençliğin deli rüzgârları terk etmişti bizi. Hayır, ihtiyar da
sayılmazdık, uzunca bir süredir orta yaşın çoktan kanıksadığımız sıradan
günlerinin devranını sürmekteydik. Ta ki Kenan'ın ölümsüzlük merakı yüzünden bu
sakin yaşamımız, fırtınalı günlerle örülü bir karabasana dönüşene kadar. Sakin
yaşamımızın nasıl sona erdiğini uzun uzun anlatacağım, ama önce arkadaşlarımı
tanıtayım sizlere.
Orta yaşlarımızı sürüyorduk dedim ya, aslında arkadaşlığımız çok eskilere,
kısa pantolonla dolaştığımız çocukluk günlerine kadar uzanır. çocuk kitapları Kenan ile Nihat'ı,
Galatasaray Lisesi'nin Ortaköy'deki tarihî binasının geniş bahçesinde ilk
gördüğümde üçümüz de henüz delikanlılığın sınırlarına bile gelmemiştik. Neden
arkadaş olduğumuzu bilmiyorum. Aynı sınıfta olmanın doğal bir sonucu desem,
onlarca çocuğun arasından neden üçünüz bir araya geldiniz, diyerek kolayca
çürütülebilir bu tezim. Belki izcilik...
Evet, üçümüz de okulun ünlü izci
oymağına girmiştik, ama orada bizim gibi onlarca çocuk vardı. Cılız
bedenlerimize geçirdiğimiz o güzelim kitap sipariş üniformalar, el birliğiyle kurulan
çadırlar, yakılan kamp ateşleri, bayram törenlerinde okuldan çıkarken cakalı
başlayıp, akşam dönüşünde saatlerce ayakta kaldığımız için bozguna dönüşen
yürüyüşler... Kuşkusuz bunlar bizi yakınlaştırmıştı, ama sanırım daha önemli bir
olgu vardı. Hayır, hayır üçümüzün de ailelerimizin tek çocuğu olmamızdan söz
etmiyorum, kişiliklerimizden bahsediyorum. Yanlış anlamayın, kişiliklerimiz de
tıpkı dış görünüşümüz gibi birbirine hiç benzemezdi. Kıvırcık sayılabilecek
dalgalı siyah saçları, hep neşeyle parıldayan ela gözleri, dur durak bilmeyen
haliyle Kenan, içimizdeki en delişmen çocuktu.